Bu bir RF-84F Thunderflash; F-84F'in keşif maksatlı versiyonu. THvKK'nin ilk jet keşif uçağı.
Özellikleri (F-84F):
Tip: Av-bombardıman-foto keşif
Uzunluk: 13.23 m, kanat açıklığı: 10.24 m,
Kanat alanı: 30.19 m2, yükseklik: 4.57 m.
Motor: 1 Wright J65-W-7 turbojet, 34.71 kN,
Azami kalkış ağırlığı: 12247 kg,
Azami hız: 985 km/h (F-84F), 925 km/h (F-84G)
Silahları: 6x12.7 mm top, 2722 kg bomba
Kullanıldıkları yıllar: (G) 1952-1966,
(F/Q/RF) 1956-1980
Önemli olaylar:
1974 Kıbrıs barış harekatı,
Diyarbakır’dan kalkan iki F-84F uçağının bir Irak uçağını (Ilyushin Il-28) düşürmesi (1962).
FERİT YILMAZOK' UN ANISI
OKSİJENSİZLİKTEN ÖLEBİLİRDİM
“Herkesin bir hikayesi vardır” derler. Sizlerin olduğu gibi benimde “size ilk ağızdan; şahitleri şehit olmadan” anlatacak bir havacılık hikayem var. Ben bu hikayeyi değişik zamanlarda ve mekanlarda sohbet, örnek ders, v.b. mahiyetinde pek çok kişiye anlattım.
Efendim, yıllardan 1970. Yer; Eskişehir, uçak tipi de RF-84F. Ben, “Askerlikte gönüllü pilav yemeyeceksin” darb-ı mesel’ini henüz kavramamış; Başında kavak yelleri esen” bir Teğmendim. Sabah gün doğarken başlayacak bir tatbikat uçuşuna gönüllü olarak katılmamla başladı bu hikayem. O gün, sabah gün doğumunda, uçak başında arıza defterini incelediğimde, uçak faal yazdığını; ancak bir gün önce filo komutanımızın, “Oksijen sistemi arızası” yazdığını; işlem olarak; “Arıza giderildi, yerde kontrol edildi, sistem faal” onayını gördüm.
Normal uçuşa başladık. Yakıtımız eğitim uçuşu yakıtından fazlaydı. Kalkış sabah serinliğinde olduğundan kalkış ağırlığı sorun olmamıştı.
Liderim bulut üstünde uçmak isteği için radardan müsaade alarak tırmanmaya başladık. (Tatbikat bölgesi Doğu Marmara bölgesiydi ve bulutla kaplıydı). Eskişehir dolaylarının da kapatacağı tahmini vardı.
Tırmanışta bulut yoğunluğu az olduğundan, taktik kol uçuşu mesafesinde lideri takip edebiliyordum. RF-84F uçağının performansının kısıtlı olması nedeniyle yüksek irtifa ve bulutiçi eğitimimiz yeterli olmadığından, lider bir an önce bulut üstüne tırmanmada ısrar etti. Sonunda 30000 ft. civarında bulut bitti ve uçaklarımız da ağır olduğu için, pek de rahat olmayan uçuşla bulutlara teğet olarak ve bulutları göğüsleyerek uçmaya başladık.
Tırmanış boyunca herhangi bir arıza olmamasına, yakıt-oksijen kontrollerinin normal yapılmış olmasına karşın, düz uçuşa geçişten yaklaşık “5” dakika sonra ben nefes almakta zorlanmaya başladım. Oksijen saatini kontrol ettiğimde; oksijen miktar ve basıncının “sıfır” olduğunu gördüm. Hemen lidere bildirdim. Lider beni yakın kola çağırdı, durumu radara bildirerek görevi iptal etti ve pike flabı açarak, Batıya doğru emercensi alçalmaya geçtik. Başıma ne geldiyse, işte bundan sonra geldi; İsabetli karar vermenin ne denli önemli olduğunu ben belki de ilk kez bu olayda gördüm,yaşadım.
Alçalma sırasında ben lideri zaman zaman görememeye başladım. “bulutlar tırmanışta görüşe imkan veriyordu ama, demek ki koyulaşıyor” diye düşünmeye başlladım. Bir süre sonra lideri görme kesikliği sıklaşmaya ve uzamaya başladı. Lideri durumdan haberdar ettim. Lidere çarpmaktan korkuyordum. Lider bu kez beni sıkı kola çağırdı. Ben de yeteneğim ve o anki nefes zorluğu ölçüsünde, pilotların “kanat içi” tanımladıkları yakınlıkta uçmaya başladım ama, lideri izlemek için bu yakınlık da yetersiz kalmaya, görememe olayı daha sık aralıklarla olmaya ve görememe süreleri uzamaya ve benim de çarpma korkum artmaya başladı. Liderin radarlarla konuşmalarını da artık anlamıyordum. Kendi kendime “bak Yılmazok, bu durum daha fazla uzarsa çarpışacaksın. Görme kesikliği bu halde de uzarsa gaz keserek geriye düşürmektense, liderden ayrılır, 20000 ft’de düz uçuşa geçer, Doğuya döner, Eskişehir’e gider, inersin. Orada da hava kapalıysa, Tacan veya Ndb. Alçalması ile inersin” diye kendi kendime üç-dört kez yarı bulanık akıl yürütmeye çalışıyordum ki; kendimden geçmişim ve ne olduğunu geçen sürede bugüne kadar hiç hatırlamadım.
Beynimde bir zonklama ve sarsıntı ile gözlerimi açtım. Uykudan uyanıyormuş gibi bir hisle aletlere baktım; altımetre 16000 ft’i geçmiş hızla irtifa kaybedildiğini, durum cayrosu ise bir tarafta yatık dalış gösteriyordu. (Son düşüncelerim... uyanınca bayıldığımın farkına bile varmamış gaz kolunu ve lövyeyi tam geri çekmişim). Sarsıntı hala sürüyordu. Yarı şuurla lövyeyi doğru yöne açarak ve gaz açarak yatıştan ve tesadüfen buluttan da çıktım. Altımetre 12000 ft’lerdeydi ve ben yaşıyordum.
Bu arada karşıma siyah bir bulut kütlesi çıktı. Sol alt tarafımda yeri gördüm hemen sola yatış dönüşe girerek; sol aşağıda gördüğüm yerle göz temasını kaçırmamaya karak verdim ama savruluşla birlikte kendim kara bulutn içinde buldum. Ne kadar süre geçti bilmiyorum, bulut bir türlü bitmek bilmedi ve ben bu sırada gaipten sesler de duymaya başladım. Derinden derine benim uçak numaramı söyleyen liderden, radarlardan çağrılar duyuyor, ağlamaklı ve zayıf bir sesle “ben anormal durumdayım” demeye çalışıyordum. Bana öyle geliyordu. Çünkü, kimsenin bana cevap verdiğini hatırlamıyorum. Fakat bir ara “vakit kaybetmemen gerekiyor, beni arayanları bırakıp kendi işime bakmalıyım, ve mademki bulut bitmiyor, alçalmayı durdurup, düz uçuşa geçeyim” diye kendimi uyardım. Uçağı topladım ama perdövites oldum, ve işte sürat saatini ancak o zaman gördüm; 100 knot gösteriyordu. Sonradan canlandırmaya çalıştığımda; keskin yatış, gazı kesmek ve lövyeyi göbeğime çekmekle ve devamlı bu şekilde çekişe devam etmekle sürati iyice düşürdüğümü anladım.
İşte o andan itibaren, bulanık şuur ile sürat dolsun diye uçağı hafif dalışa bırakıp gazı tam açtım ama bir türlü buluttan çıkamıyordum. Sanki gaz kolunda parmak izlerim kalıyordu. Buluttan çıkamama korku ve paniğiyle, uzun zaman geçmiş gibi alçalmayı durdurmak için uçağı topluyor ama tekrara perdövites oluyordum. F-100 uçağı gibi ilave takat (After-Burner) sistemi olmasını istediğim kadar başkaca bir şey istemedim. Bu arada radar ve liderden çağrılar duyuyor ama yanıt veremiyordum. Bu arada; hem perdövitesten sonra irtifa kaybedişim ve bulutunda bitmemesi nedeniyle ümitsizliğe kapılıyor; Atla Yılmazok!, biraz sonra çakılacaksın! Diye düşünürken, hemen akabinde; “Sakın ha Yılmazok, sağlam uçaktan atlarsan hesabını nasıl verirsin! Duygularının hakimiyetine giriyor, kendimle hesaplaşıyordum. Bu hesaplaşmayı atla Yılmazok, atlama Yılmazok şeklinde 3-4 kez yaptıktan sonra nihayet ve bana asırlar gibi uzun gelen bir süreçten sonra, 5.500 ft’te yeri gördüm ve 4500 ft’te uçağı toparladım. Kendimi bir vadinin içinde buldum. Hafif yağmur yağıyordu. Oksijensizliğin etkileri gittikçe azalıyor, bilincim yavaş yavaş yerine geliyordu. Yakıtımı kontrol ettim; henüz çoktu. Burası, Uludağ’ın güneyindeki bir vadiydi Uludağ 8767 ft yüksekliğindeydi. Adeta Uludağ’ı ıska geçtiğimi ve çarpmadığımı ve “Öldürmeyen Allah Öldürmezmiş” değerlendirmesini olaydan çok daha sonra yapabildim.
Şuurum yerine geldikçe; kendi kendime “Radar son mevkiimizi Uludağ-kuzey-doğusu... diye vermişti. O halde ben Batıya doğru alçalırken bu durumla karşılaştığıma göre, Uludağ civarındayım, yakıtım da var, tekrar batıya döndüm. Tekrar buluta girmeye cesaret edemiyordum. Alçak irtifada oksijen eksiğimin giderildikçe şuurum açılıyor ve zihnim açıldıkça da daha sağlıklı karar vermeye başladım. Bir süre Batıya uçtuktan sonra 180 derece geriye döndüm ve önüme ilk gelen (Pamukova dahil) meydana inmeye karar verdim. IFF’i Emercensi’ye almayı akıl ettim. Daha birkaç saniye geçmeden, “Emercensi Vuran lider. Bulunduğunuz istikamete devam edin, Eskişehir Meydanı önünüzde. Beni duyuyorsanız... frekansta cevap verin anonsunu duydum.
Uçak numaramı söyleyince, radar kontrolörlerinin ve beni duyan liderlerin ses tonlarından, “Çakıl taşı bulmuş çocuk” gibi sevindiklerini duydum. Ben de çok sevinmiştim.
Bu arada Eskişehir civarı çoktan bulutlanmaya başlamıştı. Uzaktan, Konya’nın Çay ilçesi sandığım İnönü ilçesini gördüm. Tekrar radara mevkimi sordum, “aynı başta uçuşa devam edin, Eskişehir önünüzde” yanıtını aldım. Radara inanamadım. Gördüğüm yer Çay ilçesiydi. Radarın beni heyecanlandırmamak için böyle söylediğine yorumladım. Alçak irtifada uçtuğumdan ne Tacan ne de Ndb Eskişehir’i göstermiyordu. Bu arada liderim Eskişehir’i görürsem kola gelirim diye cevap verdim; beni anlayışla karşıladı ve beni orada bekleyeceğini bildirdi. Ben Eskişehir’i gördükten hemen sonra Bozüyük’te liderime katıldım. Liderim beni sıkı kola alarak Kütahya radarına birkaç dalışla teşekkür etti. Ve biraz da alçak uçuş yaparak; zannederim moralimizi düzelttikten sonra ( o zamanki aklımızla) inişe geçtik.
Olay böyle başımdan geçmişti. Ve de böylece hemen kontrole alındığımı öğrenmiş oldum. Hava kapattığı için uçuş kesildi. Filoda voleybol oynuyorduk. Ben her şeyi unutmuş gülüp eğleniyordum. Oyun sırasında Hrk.Sb. “Gül bakalım gül. Şimdi bedavadan yaşıyorsun. Ben olsaydım o durumda kırk kez atlardım” dedi.
O gün o söze fazla aldırmadım ama şimdi rahatlıkla söyleyebilirim ki; “Böyle bir durumda bugünkü aklım olsaydı ben de atlardım”...
Ferit YILMAZOK